Nurdan Damla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nurdan Damla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2012

Aşk ağırdı. Ayağa düşürülmeyecek kadar kutsaldı.

Aşkın içeriğini soranlar önce Hatice’yi anlamalıydılar. Yekpare bir sevdanın altında tahammül kulaçları atıyordu genç kadın. Aşk ağırdı. Ayağa düşürülmeyecek kadar kutsaldı. O adı kirletmeden taşımak seçkin kişilerin işiydi. Hatice o seçkinlerin ilkiydi belki de. Bezm-i Elest olan ruhların ilk durağından aldığı kutsal emaneti, iffet örtülerine bürüyerek taşımıştı. Ezelden ebede var olan bir aşk sıratının üstünde yürüyordu. Ancak o sıratı geçmek için daha çok imbiklerden geçecekti. Aşkın gül bahçesine uzanan köprüler çetindi. Ateşten bir sıratta kor alevler üstünde yürümek zor olsa da her şeyi göze almıştı.

26 Nisan 2012

Canlar sana, alem sana kurbandır efendim!

Kureyş'in Şerifesi, Muhammed@ yolunun şereflisi olacaktı. Keşfettiği güzelliğe ulaşmak için düşmeden yürüyecekti. Çağları kuşatmış bir sevdaya belki de ev sahibeliği yapacaktı. Gönül ufku beklediği güneşe kavuşmuşken ardına düşecekti. Kays’ı kul, Mecnunu kül, Züleyha’yı zül kılan sevda, Hatice’yi bir narin gül eylemişti. Kalbindeki tıklayış, gözündeki bakış, yüreğindeki yakarış O heceye kilitlenmişti:
“ Muhammed!... Canlar sana, alem sana kurbandır efendim!..."

23 Nisan 2012

Hatice, dedi. Üzerime soğuk sular dök!

Sevgili güçlükle konuşuyordu:
" Dessiruni!.. Dessiruni!...”
“ Hatice, dedi. Üzerime soğuk sular dök!
“ Beni serinlet! Beni yatır! Üstümü ört!.."
Vahyin sarsıntısıydı bu. Şefkatle kucakladı onu Hatice. Yatağına götürdü. Ardından serinletti. Üzerine yeşil, kadife yorganı çekti. Yatışmasını bekledi. Ayakta, hiç kıpırdamadan bekledi onu Hatice. Gözünü ayırmadı. Saatler süren bir bekleyişten sonra titremesi geçmişti. Artık yatışmıştı. Örtüsünü kaldırdı:
" Allah-u Ekber Kebira! Allah-u Ekber Kebira.” diyerek ayağa kalktı.

21 Nisan 2012

Aşka Adanmış Bir Ömür

“Işık nasıl renksiz ama bütün renkleri zımnında taşıyorsa El-Emin’de öyledir, diyordu Meysere. Bütün güzelliklerin ana merkeziyken onu ancak görebilenler anlar. Ben onunla yaptığım yolculuklarda o gökkuşağını seyrettim.

Hatice, bir kaya parçasının arkasından O’nu izliyordu. Halvet meclisinde ki Sevgili sürekli zikir ve tespih halindeydi. Sükut ile nutuk iç içe bir lahuti ortamda alem dile gelmişti. Dağın leyli kuşları kasidehan seslerle geceye nağme kattılar. Yer yer kısık ve yüksek avazlarla zikirlerini aleme duyurdular. Varlık Resulün hoş terennümüyle cezbedeydi. Rahmanın kucağında Hıra, yeryüzüne kurulu bir kürsü kesilmişti.

Aşka Adanmış Bir Ömür Hz. Hatice (Nurdan Damla)

20 Nisan 2012

Nadide bir elmas gibi işli ve güzel yüzünü solduran nedir?

Lakin kağıt üzerine ilk yazıyı yazan Yusuf ‘un destanı kadar içliydi bakışları. Çoğu kez dilin söyleyemediğini bakışlar kolay ele verirdi. Nefise’de Hatice'yi bir bakışından ya da duruşundan anlayacak kadar iyi tanırdı. Daha fazla bekleyemedi:
" Ey Kureyşin Tahiresi, dedi. Nadide bir elmas gibi işli ve güzel yüzünü solduran nedir? Uzun süredir halinde bir durgunluk var. Ancak bir yanın sevinç dolu. Canımın yoldaşı söyle! Nedir sende ki bu aşikare çıkmamış yürek yangını! Söyle bana. Söyle de bir çaresine bakayım! Elimden geldiğince derdine derman olayım!”

18 Nisan 2012

Hiçbir göz senden güzelini görmedi

Hepsinden önemlisi El-Emin bu evliliğe ‘ Evet’ diyecek miydi? Evlilik için düşündüğü birisi var mıydı? O güne dek tüm gönüllere taht kurmuş Muhammed'e kim ‘hayır’ diyebilirdi. Mekke kızlarının hayran olduğu Muhammed@ bir kez olsun birine bakmamıştı. Dertlerini şiir diline döken Şaire Hassene gibi söz ustaları kıyıdan köşeden ona mesaj ulaştırmışlarsa da başarılı olamamışlardı. El Emin hiçbir söze, hiçbir yüze ve bakışa itibar etmemişti. Şiir dilini hislerine perde edenler bir nebze rahattılar. Bundan mahrum olanlar ise Şaire Hansa’nın dizeleriyle rahatlıyorlardı: