Sarı Siyah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sarı Siyah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

09 Mart 2013

Sarı Siyah (Ahmet Şerif İzgören)

İki can dostun, Ahmet Nacar ve Ahmet Şerif İzgören'in kendi duygu ve mizah dolu kalemlerinden, çocukluklarında yaşadıklarını, ailelerini, dostluklarını, haylazlıklarını, eskinin değerlerini tüm gerçekleri ile anlattıkları kahkahalarla okuyacağınız nostaljik bir kitap. Her okuyucu kendi çocukluğundan birçok şey bulacak bu satırlarda.
... Yıllardır oynadığımız bir sahne vardı; ağaçlardan, çiçeklerden, bahçelerden, gülüşlerden dekorları olan ve bir oyunumuz vardı; büyüklerden, küçüklerden, kedilerden ve köpeklerden oyuncuları olan. Severek oynadık,

18 Aralık 2012

Sarı-Siyah (Bir Teşekkür)

Sarı Siyah... Ahmet Nacar ve Ahmet Şerif İzgörenin birlikte yazdıkları bir eser. Çocukluk yıllarınıza gidip, o yılları yeniden yşaamak mı istiyorsunuz? O halde bu kitabı okuyun. Sımsıcak bir duygu. Gözlerinizde canlanan hatıralar. Ahmet Nacar ve Ahmet Şerif İzgören çocukluk hatıralarını anlatırken siz de kendi çocukluğunuzu yaşıyorsunuz. Espirili ve akıcı bir dil. Okurken hiç sıkılmıyorsunuz.

Geçtiğimiz haftalarda kitabın içinden en hoş, en tatlı yerlerinden gülümseten alıntıları sizlerle paylaşmıştım. Kısa bir süre önce bu kitabın devamı "Sarı Siyah Bursa" serisi çıkmış. Sağolsun, İzgören Yayınlarının değerli editörü Demet hanım lutfedip kitabı bana gönderdiler. Elimdeki kitabı bitirip onu da okumak için sabırsızlanmaktayım. Şunu söylemeliyim ki, bu kitapları okumaktan kesinlikle pişman olmayacaksınız. Demet hanım ve İzgören ekibine teşekkürlerimi sunarım.

09 Aralık 2012

Daha düşünceli ve daha aydınlıktı insanlar

Yılda bir kez alınan kıyafetlerimiz vardı, en fazla iki. Ama o kıyafetleri daha severek giyebileceğimiz bayram yerleri de vardı. 0 zamanlar belki alınacak daha az şeyler vardı ve daha az renkliydi camekânlar; ben elbette bunlara özenmiyorum; ama daha pırıl pırıl, daha düşünceli ve daha aydınlıktı insanlar.

Sarı Siyah s.287 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

Okula başlamak, bitirmenin yarısıdır

Aslında pek çok çocuğun benzer okul anılarından, mahalle arkadaşlıklarından çok da farklı değildi yaşadıklarımız. Bir yerlerde "Okula başlamak, bitirmenin yarısıdır" diye bir cümle okuyanınız oldu mu aranızda? Ya o cümleyi silin aklınızdan ya da bırakın içinizde, size kalsın. Evet, yaş gelince başlanıyor ve gerisi bir şekilde geliyor ve yıllar sürüyor. Bu da senin işin, demişti babam. Okul da benim iş yerim oldu yıllar boyunca ve pek çok iş arkadaşına sahip oldum zamanın aktığınca.

Sarı Siyah s.283 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

08 Aralık 2012

Baba ben karar verdim, sünnet olmayacağım

Akşam ahali dağıldığında, sükûnet gelince, eve dönüp atı girişteki demir levhaya bağlayıp:
"Baba ben karar verdim, sünnet olmayacağım" deyip tepkisine göre, bir de, "At bizde kalabilir mi?" diye soracağım.

Tek beklediğim, sessiz bir anı yakalamak. Yalnız umulmadık bir şey oldu. Normalde sünnetlere bir davulcuyla zurnacı gelir ya, hani bunların zurnasına para falan sokulur. Babam Menemen bandosunu getirmiş! Yemin ederim. Para sokulacak boru sayısı ve çapları acayip.

Sarı Siyah s.268 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

Zıplamadan Öpemezsin

Çirkin değil: aksine yüzü hoş; ama Gökselimin aksine eti budu yok, sopa gibi bir şey. Oyun oynarken neresinden tutacağını bilemezsiniz böyle kızların. Bacakları da hafif çarpık gibi. Gerçi kız geliştikçe bacaklar da mümkün mertebe düzelir, diye düşündüm. Kurdeleleri bağlı, üstü başı tertipli, düzenli, temiz bir kızcağız. Evine barkına bağlı, ağırbaşlı bir hâli var. Sınıfın da birincisiymiş. Gerçi bu birincilik işi insanın aklını kurcalıyor; önce okulum dese, denecek bir şey yok. Okul bitmeden olmaz, beni bekle, der gibi bir hâli var kızın. Civanımın boyu kızın omzuna ancak gelecek durumda. Zıplamadan öpeceği gibi bir şey değil, kız anca bir yere çökerse olacak. Yani kızın gönlü olacak da, çökecek de, ölme eşeğim durumu söz konusu. Aslında bu konu onların özel hayati; beni ilgilendirmez. Dünya ahiret bacım olsun, deyip kızın yanından ayrıldım.

Sarı Siyah s.260 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

Breh breh köpek değil canavar mübarek

Hayvan asil demiştim, o kadar ki ben geldiğimden beri ayıp olmasın diye ilaç niyetine bir "hav" bile dememişti. Suskunluğumdan sonra Şerifim "Nasıl ama?" dedi. Bu soruyu sormasa ben kulpuna uygun bir şekilde, breh breh köpek değil canavar mübarek, bunu gündüzleri dolaştırmayın, ahali korkmasın manasında bir şeyler diyeceğim; ama artık civanım sormuş bulundu. Öyle aniden şapadanak da sorunca, hepimize hayırlı olsun, diyeceğime; "Bu mu?" diye ağzımdan kaçmış oldu hâliyle.

Sarı Siyah s.251 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

07 Aralık 2012

Ben küçükken o kadar hastaymışım ki...

Sizin de bildiğiniz gibi petekler, oldukları yerden düşürülmek içindir, an azından biz o yaşlarda öyle biliyoruz. Size ne, düşürecekse Volkan düşürsün, varın yolunuza gidin, diyenleriniz olabilir. Efendim, Volkan kırk yıl geçse o peteği düşürmezdi. Volkan, kilosu bizim iki katımız kadar olan bir arkadaşımızdı. Hızıysa yarımız kadardı. Saklambaç oynadığımızda bir tarafları açıkta kaldığından en önce o sobelenirdi. Kardeşi vardı, Okan. Okan da yavrum ince mi ince bir şey. Gerçi Volkan'la aynı evde yaşıyor, öyle olması doğal. Volkan, bu konu açıldığında hep aynı hikâyeyi anlatırdı: "Ben küçükken o kadar hastaymışım ki ölmeyeyim diye kutu kutu mamalarla beslemişler. Ondan böyle olmuşum". Buraya kadar kabul, kabul de adam hâlâ ölüm korkusu yaşıyor, ne zaman görsek elinde yarım ekmek arası ıvır zıvır vardı. Belli ki eski kötü günlere dönmekten çok korkuyor.

Sarı Siyah s.240 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

Kız başladı ağlamaya; sustur susturabilirsen

Kız, bana olan tüm güveniyle bisikletin arkasına oturdu. Elindeki tasta yoğurt var, diğer elinde de yumurtayla toz şeker torbası. Peki bisiklete nasıl tutunacak, diye aklınıza gelen bir şey varsa bunu en başında söyleyecektiniz; artık iş işten geçti. Yol yokuş aşağı, bisiklet inceden hızlandı. Oldu oluyor dememe kalmadı, meğer Zeynep de aynı şeyi düşünmüş; yav benim iki elim de dolu; madem tutunamıyorum bari düşeyim. Sağ olsun yalnızca düşünmekle de kalmadı.

Olur teyze, dövmem

Yıldız Hanım bana doğru yaklaştı, saçımı okşadı; "Senin adını daha önce duymuştum, benim de senin gibi sarı bir kızım var; geldiğinde onunla güzel güzel oynarsınız olur mu?" dedi. Kadına ne kadar kanım ısındı ki "Olur teyze, dövmem" dedim. Kadın hafif irkilir gibi oldu; ama yalnızca yanındaki hanıma baktı, bana bir şey söylemedi hemen. Aslında kimseye böyle sözler vermek âdetim değildir; ama demek kadının samimiyeti hoşuma gitti.

Sarı Siyah s.218 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

Kızlarla Maç Yapılırsa

Gerçi çekilen şut da öyle kolay tutulur değil; ama olay büyüdü, zaten ne zaman küçük kalmıştır ki. Vay efendim, kız değil misin, tabii koltuğunun altından yersin, denene kadar da iş örtbas edilir bir hâldeydi. Şerifimin bu höykürmesine bizim takımdaki kızlar, özellikle de Bengül Abla bayağı bir köpürdü. Gerçi dostum da haklı, İsviçre kadına seçme hakkını daha yeni vermiş ki biz top bile oynamalarına ses etmiyoruz. Neyse konu dağılmasın; şuydu buydu derken iddia büyüdü; ertesi gün kız erkek maçına geldi dayandı iş.

Sarı Siyah s.215 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

Hangi Mankenin Adını Sorsalar Bilirim

Necmiye Hanım, bir gün derste: "Arkadaşlar 1-B sınıfıyla bilgi yarışmamız var, dört kişi seçmemiz gerekiyor" dedi. Sınıftakilerin oylarıyla dört kişi seçildi. Üçü gerçekten çok zeki ve bilgili, bu temsili hak eden çocuklar. Bir de ben varım. Beni seçmelerinin üç nedeni var: Birincisi, sınıftaki en cengâver kişiyim ve hırs küpüyüm, yarışmanın bir anında tatsızlık çıkma durumunda orada olmam şart; ikincisi, hangi mankenin adını sorsalar bilirim (hâlâ öyle); üçüncüsü de süper kopya çekebiliyorum.

Sarı Siyah s.209 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

Televizyondan Öğrenmiş

Ben ve Şerif, hemen bir fikir beyan etmedik; hele bir yiyelim, beğenirsek, memnun kalırsak konuşuruz, şimdiden şımartmaya gelmezler, diye karar aldık; içeri, benim odada oynamaya gittik. "Baban pişmaniye yapmayı nereden öğrendi?" dedim; "Önce, bir tanıdıkların evinde görmüş" dedi; "Ee" dedim Şerifime; "Sonra da geçen gün televizyonda bir program vardı; onu seyretti" dedi. İyi bari, dedim televizyondan öğrendiyse merak edilecek bir şey yok, radyoda duyduklarımızı yapmışlığımız yok; ama devir değişiyor tabii. Bir yandan da düşünüyorum, Allah'tan peynir yapımı programına denk gelmedi diye.

Sarı Siyah s.204 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

Adam korkmuyor arkadaş, korkmuyor yahu, zorla mı?

Bu, Şerifimin benim gördüğüm ve yazdığı ilk destanıdır, sonraları çok daha iyi anlayacağım gibi, Şerifim ne olur, ne olmaz destan yazmak gerekebilir, diye kâğıt kalemle dolaşıyor. Ben arkadaşımın ne zaman bir destanına rastlasam, istemeden de gazilik mertebesine yükselirdim. Sonrasında daha iyi anladım ki adam korkmuyor arkadaş, korkmuyor yahu, zorla mı? Aslında korksa ikimiz de yırtacağız. İlla bir sopa yenecekse onun da usulü var; mümkünse mahallenin yarısına karşı olmamalı, mümkünse kimsenin akrabasıyla o anda ilgilenilmemeli; hatta mümkünse böyle bir ihtimal belirince kimsenin darlığına, sıkılığına karışmamalı.

Sarı Siyah s.201 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

06 Aralık 2012

Yok Ali erken kalk, yok Veli dersini yapmış

O zamanlarda paran olsa da, ha deyince TV sahibi olamıyordun. Hepsi yurtdışından geldiği için ve toplumsal bir merak da olduğundan sıra bekleniyordu. Bizim zaten o günlerde TV almak için herhangi bir hazırlığımız yoktu. Evde kocaman bir radyomuz var, onda da okul radyosu dışında biz yaştakiler için hazırlanan bir program yok, o programı da ben tutmadım hiçbir zaman. Yok Ali erken kalk, yok Veli dersini yapmış, Mehmet'e aferin tam zamanında okula gitmiş; bir iki dinledim, baktım çocukların durumunda düzelme yok, ben de dinlemekten vazgeçtim haliyle.

Sarı Siyah s.196 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

Ödülün büyüğü evdeymiş demek ki

Eve geldim süngüm düşük. Çanta bir yana, karne bir yana. Annem karnemi aldı, evirdi çevirdi, bayağı bir inceledi, ara tatilde okuma tavsiyesini gördü öğretmen notları kısmında. Arkadaşlarınla daha iyi geçin oğlum belli ki şikâyet var, gibisinden bir şeyler söyledi annem. Gene de buna şükür, dedi kadıncağız. Hatırladığı son karne amcamın getirdiğiydi. Benim karne, amcamın karnelerinin yanında zemzemle yıkanmış gibiydi haliyle. Derslerden zayiat yok karnemde, davranışlar biraz akıl karıştırıcı, hepsi o kadar. Akşama babam geldi. Kırmızı kurdeleyi sallamayan adam, karnemi alır almaz hemen iki nota baktı; hiç unutmam. Hayır düşündüğünüz gibi değil, Türkçe öğretmeni olabilirdi; ama babamın ilgilendiği iki not oldu: Hayat bilgisi ve matematik. Onlarda hasar olmadığını görünce, ilk kez okulla ilgili bir şeyden dolayı bana, aferin dedi. Ödülün büyüğü evdeymiş demek ki; "Aferin oğlum"...

Sarı Siyah s.182 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

Kurbağalarla Savaş :)

Can sıkıntısı kendi kendine bir yere kadar geçiyor; sessizliği kurbağa sesleri bozuyor. Bana kalırsa da kurbağa sesleri su kuyusunun içinden geliyor. Kurbağayla mücadele kime düşer, tabii ki evde bulunan o andaki en büyük erkeğe. Erkek de benim, tek silahım var; onu da yanımdan ayırmıyorum; istemesen de seninle geliyor zaten. Kuyunun başına geldim, biraz kulak kabarttım sonra silahı çıkardım, kurbağalara doğru hamle yaptım. Gerçi hedefin tutup tutmadığından emin değilim. Zaten sesleri de kesilmedi; kesilen tek şey benim cephanem, musluk değil ki meret, bir saat açık kalsın.

Sarı Siyah s.176 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

Kazan Kebabıyla Kahvaltı

Urfa'nın yeme içme kültüründe balık pek yoktur, genelde bulgur, et ve çeşitleri. Bir şekilde alışıyor insan; düşünün dedem sabah kahvaltısını yaz sıcağında kazan kebabıyla yapardı. Gerçi dedem, Urfa için bile boğazıyla bir gurur kaynağıydı.

Sarı Siyah s.175 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

Kırmızı Kurdale

O güne kadar sınıfta dört kişiye kırmızı kurdele takılmış. Sınıfın çoğunluğu bazı satırları eveleyip geveliyordu belki; ama okuduklarının yarısını yalnızca kendileri anladığından kırmızı kurdele için talepleri olmamıştı. Yarım yamalak okuyanlardan bazılarınaysa takılabilecek başka renk bir kurdele olmadığından inşallah bir dahakine, deyip oturdukları sıraya selametlenmişlerdi.

Sarı Siyah s.166 (Ahmet Nacar / Ahmet Şerif İzgören)

05 Aralık 2012

Avcumun içinde ne var; bil bakayım

Kimse tahmin eder miydi ki benim okuma yazma işini amcam çözecek diye. Nasıl mı? Anlatayım: Pazar günü bahçede oyalanıyorum; o gün amcam da çalışmıyordu haliyle. Artık lojmanın neresine spor tesisi yapacağını mı düşünüyordu, bilmiyorum; bir ara dışarı çıktı, yanıma geldi. "Avcumun içinde ne var; bil bakayım" dedi. Göksel mi yoksa amca, bana kızı mı getirdin, diye boynuna sarılacak hâlimiz yok elbet, birkaç şey attım, tuttum, bilemedim. Haklıyım da açtığında daha önce hiç görmediğim, kırmızı, değişik bakalitten sapı olan, çok güzel, bakanın hele benim yaşımda birinin gözünün alamayacağı bir çakı duruyordu avcunun içinde.